Edirne Bienali, 9 Haziran 2026 tarihinde kapılarını açarak 28 Haziran’a kadar sanatseverlerle buluşacak. Bu yılki etkinlik, 23 ülkeden 218 sanatçıyı bir araya getirerek Edirne’nin 20’yi aşkın tarihi ve kamusal mekânında göç, sınır, bellek, ekoloji, kültürel etkileşimler, dijital sanat ve yapay zeka gibi güncel konuları keşfetmesine olanak tanıyor. Bienalin direktörü Didem Çapa ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, bienalin teması ve mekânları üzerine önemli bilgiler aldık.
Didem Çapa, “Edirne, ‘Köprüler’ temasına nasıl bir zemin sunuyor?” sorumuza şu yanıtı verdi: “Edirne, tarih boyunca farklı kültürlerin, inançların ve coğrafyaların buluşma noktası olmuştur. Avrupa ile Asya arasında kurulu olan tarihi bağlantıları, nehirleri ve köprüleri ile kentin kimliğini oluşturan unsurlar, ‘Köprüler’ temasını somut bir deneyim haline getiriyor. Bienal, bu tarihi hafızayı çağdaş sanat yoluyla yeniden görünür kılmayı amaçlıyor.”
Bienalin ana temasının neden “Köprüler” olduğunu sorduğumuzda, Çapa; “Bugün farklılıkların giderek ayrıldığı bir dünyada, sanatın yeniden bağlantılar kurma gücüne vurgu yapmak istedik. Edirne’nin tarih boyunca kültürlerin kesişim noktası olması ve mevcut köprüler de bu temayı doğal olarak destekliyor. ‘Köprüler’, yalnızca fiziksel yapılar değil, aynı zamanda insanlar, kültürler, kuşaklar ve hafızalar arasında kurulan ilişkileri de simgeliyor,” şeklinde konuştu.
Bienalin tarihi mekânlarla olan ilişkisini sorduğumuzda ise, Çapa şu açıklamada bulundu: “Tarihi yapıları sadece eserlerin sergilendiği alanlar olarak değil, aynı zamanda bienalin aktif katılımcıları olarak görüyoruz. Selimiye Camisi’nden Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı’na, Karaağaç Garı’ndan II. Bayezid Külliyesi’ne kadar her mekân, kendi hikayesiyle sergilere eşlik ediyor. Bu sayede geçmiş ile günümüz arasında yeni diyaloglar kuruluyor.”
Çapa, bienalin çoklu küratoryal yapısının katkılarına da değinerek, “Edirne Bienali, tek bir bakış açısıyla sınırlı kalmayıp, farklı küratörlerin düşünsel yaklaşımlarını bir araya getiriyor. Bu model, çeşitli kültürler ve disiplinler arasında daha zengin bir diyalog oluşturmayı sağlıyor. ‘Köprüler’ temasıyla uyumlu olarak, birçok sesin bir arada var olabileceği açık ve dinamik bir üretim alanı yaratılıyor,” dedi.
Ziyaretçilerin nasıl bir deneyim yaşayacaklarına dair ise, “Bienal, sadece bir sergi gezisi değil, aynı zamanda bir keşif rotası sunuyor. İzleyiciler, mekânlar arasında geçiş yaparken Edirne’nin sokakları ve tarihi yapıları deneyimin doğal bir parçası haline geliyor. Sergi, performanslar, panel tartışmaları ve atölyeler ile ziyaretçiler, yalnızca sanat eserleriyle değil, kentin kendisiyle de etkileşimde bulunma fırsatı buluyor. Bu yaklaşım, çağdaş sanatı sergileme mekânlarının dışına çıkararak Edirne’nin tarihi ve kültürel dokusuyla iç içe geçmiş bir deneyim sunuyor,” ifadelerini kullandı.
Edirne Bienali, Selimiye Camisi ve Külliyesi’nden Karaağaç Garı’na, Ali Paşa Çarşısı’ndan Meriç kıyılarına kadar uzanan bir güzergâh üzerinde, kentin tarihi dokusunu çağdaş sanatın farklı disiplinleriyle buluşturuyor. Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı, II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Makedon Kulesi ve Tarihi Gümrük Karakolu gibi mekânlar, bienal süresince sergilere, performanslara ve kamusal alan projelerine ev sahipliği yapacak.